Saturday, July 25, 2015

The Departed


Ünlü yönetmen Martin Scorcese'in 2006 yılında gösterime sunduğu The Departed, Türkçe ismiyle Köstebek filmini yazmak istiyorum bugün.
Öncelikle filmin kastı dikkat çekici. Oyuncular arasında Jack Nicholson, Matt Demon, Leonardo DiCaprio var.
Filmin IMDB puanı 8.5
Türü içinse Suç,Dram,Gerilim demiş IMDB.

Filmin konusuna gelecek olursak, belirttiğim gibi bu bir suç/gerilim filmi.ABD'de Eyalet Polisi teşkilati, liderleri Frank Costello (Jack Nicholson) olan büyük bir suç teşkilatını yakalamak için polis okulundan yeni mezun olan Billy Costigan (Leonardo DiCaprio)'ı suç örgütünün içine sızmakla görevlendirir. Bu soruşturmada yer alan bir diğer polis ise, Collin Sullivan(Matt Demon)'dır fakat eyalet polisinin bilmediği bir konu var . Collin Sullivan , Frank Costello'nun yetiştirip polis teşkilatının içine soktuğu bir adamdır. Biri mafya, diğeri polis teşkilatının köstebeği olan bu ikili üzerinden şekillenen olaylar sunulmuş bu filmde bize.
Köstebeklerin yaşadığı ikili yaşam, girdiklerini bunalımlar gözler önüne seriliyor.

Filmin içeriği hakkında daha fazla bilgi vermek istemiyorum : )

Oyunculuklar başarılı. BA-ŞA-RI-LI

Eğer dikkat ederseniz, Filmde Costello'nun çizimleri bize olacaklarla ilgili önceden ipucu veriyor bu ayrıntı benim çok hoşuma giden detaylardan oldu.






,
Genel olarak, aksiyon filmi sevenlere daha çok hitap edeceğini düşünüyorum ancak izleyen herkesin seveceğinden eminim çünkü Scorcese'in olayları anlatışını fazlasıyla realist buldum.Hikaye çoğumuza göre uç olaylardan da oluşsa , gerçek hayatta bunların olabileceğini düşündürüyor. İzleyenlerin olayların akışını benimsemesi fazla zaman almıyor. Filmin başından itibaren karakterleri tanıtıp, olaylara hazırlamasıyla izleyen kişiler devamında neler olabileceğine dair meraka kapılıyor. Bu şekilde sağlanan akıcılık filmi izlenebilir kılıyor.

İyi Seyirler!

Thursday, July 16, 2015

Murat Uyurkulak Tol

Bir kitabın devamının nasıl olacağına dair yorum yaptırır bize, giriş cümlesinden bahsediyorum.

"Devrim vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi" cümlesiyle başlayıp yüzümü güldüren bir kitaptan bahsedeceğim bugün.

Murat Uyurkulak'ın Tol isimli kitabı.


Tol neymiş? diye araştırdım . Tol Kürtçe'de İntikam demekmiş.
Kitabın kapağı, ismi, yazarı, giriş cümlesi size çok farklı şeyler gibi geliyor değil mi ?
Aslında kitapta aynen öyle her şeyden bahsediyor.

Kitap bir küfür, bir taş, bir ağıt, bir tokat gibi.
T, O , L  şeklinde üç bölümden oluşuyor TOL ismini ve anlatmak istediklerini tamamlıyor böylece.

"çözüldün ve utancından ölecek haldesin. Adın ancak dünyanın yarısı havaya uçarsa temizlenir diye düşünüyorsun. Zaten durmadan bunu planlıyorsun. Birbirinden nafile intikam planlarıyla oyalanıyorsun. Kafana kurşun sıkana kadar da bundan başka bir şey yapacağın yok."


Kitapta 68 döneminde Türkiye'deki sosyalist kanattan bir kurmaca öykü anlatıyor bizlere.
Üslup şairane , kitabı okurken görüyor , yaşıyor , duyuyor , kuruyorsunuz.
Karakterler kimleri anlatıyor diye gözünüzün önüne getirmeye çalışıyorsunuz. 68'in intikamı olan bu kitabı o dönemleri yaşayan insanların çok daha iyi anlayabileceğini düşünüyorum.
Politik duruşunun yanında karakterlerine dair yaptığı kişilik analizlerini enfes buldum Uyurkulak'ın. Kaybedenlerin öyküsünü anlatan bu kitapta siyasi duruşlara karşı yaptığı felsefi derinliği rahatlıkla seçebiliyorsunuz.

"Dünyada varoluşumun bu kadar sorunlu olacağını hiç tahmin etmemiştim...Yirmi yaşında, kalıbı, rotası, adı gayet belli bir hayata yazılıydım. Otuz yaşına geldiğimdeyse, bin kapıdan kışlanmış bir tavuk kadar şaşkındım. Ne bir rotam, ne kalıbım ne de adım kalmıştı artık. Bildiğim, öğrendiğim hiçbir şeyden emin değildim.Ağzımı araladığımda, dudaklarım yuvarlaklaşıp bir balık misali ağır ağır açılıp kapanıyor, beynimde cümle fikrimi felç eden sıcak,koyu sıvılar dolaşıyordu. Oysa yaşlandıkça, en azından birkaç şeyden emin olması gerekmez miydi insanın ? "


Anlatımın şairaneliği ve doyuruculuğu bu kitabı konusunu sevmeyenlerin dahi devamını merak edercesine okuyacağından emin olmamı sağladı.
Bu kitabı yazmak değil okumak için bile insanın cesareti olması gerekiyor. Gerçekten taş gibi sert, ağır bir kitap. Murat Uyurkulak'ın da söyleyecekleri varmış.

ve kitap şöyle bitiyor :

"ma ne durisız! topal effe gabardan inmış amed'e giriy laa.."

sonra ne oluyor ?
kitap bitince ağzınızda kötü bir tat kalıyor.

Saturday, July 11, 2015

Jean Paul Sartre - Bulantı

Herkese Merhaba

İlk gönderimin bir kitap olmasını istedim.

Geçenlerde okumakta çok geç kaldığımı fark ettiğim bir kitabı okudum.
Jean Paul Sartre, Bulantı.
Bu kitabı herkes hayatında bir kere eline alıp geri bırakmıştır mutlaka.En çok duyulan görülen kitaplardan biridir.Hatta Ankara'da asla aradığınız şeyi bulamadığınız korsan kitap sanayisinin batmayan güneşi Olgunlar Sokak'ta bile rastlamıştım bir keresinde ama nasıl olduysa ben bir şekilde bu kitabı bir türlü okuyamadım. Geçen haftaya dek.
Bulantı... 
Bulantı benim ilk Sartre deneyimim oldu , bir çok insan gibi benim de okuduğum ilk Sartre kitabı unvanını kazandı. 
Ben okuduğum kitapların yazarlarının kısa öz geçmişini okumayı severim. Yazar kim? nerede yaşamış ? neler yapmış ? yazmaya nasıl başlamış ? başına neler gelmiş ? Bu tarz şeyleri merak ederim ve kitaplardaki olaylarla yazarların yaşamındaki olaylar arasında bağlantılar kurarım. Cümleleri ve seçimleri sorgularım . Acaba x karakterinin bu şekilde davranmasının sebebi neydi? Bu sebepleri yazarların yaşamlarında ararım. 
Jean Paul Sartre bildiğimiz gibi Fransız düşünür ve yazar. Sartre denilince akıllara ilk egzistansiyalizm geliyor yani varoluşçuluk.Varoluşçuluk popüleritesini Sartre ile kazanmış bir düşünce akımı çünkü Sartre bu akımı felsefi,siyasi bir biçimde ele almış ve uygulamaya koymuş bir aydındı.






Sartre'ın Bulantı isimli kitabı Sartre'ın varoluşçu felsefesini ifade eden bir eser.


Sartre'ın varoluşçuluğuna göre insanın içinde bulunduğu durum ve yapacağı tercihler onun varlığını belirler. Yani "varoluş özden önce gelir" İnsan önceden bir öze sahip değildir, kendi varoluşunu şekillendirerek öze ulaşır.İnsan yaşamı boyunca kararlar vermek zorundadır,işte bu kararlar insanın varoluşunu gerçekleştirmesidir. 


Sartre'ın varoluşçuluğuna bağlı olarak Bulantı kitabında dünyanın gerçekliği insana bulantı verir çünkü dünyanın gerçekliği öylece durur,anlamsızdır.Bilinç ise varlıktır ve hiçlikte ortaya koyulur. Sartre'a göre hissedilen bu bulantı hissi,kişinin varoluşunun doğurduğu anlamsızlıktan sıyrılmasını sağlar ve onu bilinçli bir varlık olma konumuna getirir.



"hepimiz şurada oturmuşuz o değerli varoluşumuzu sürdürmek için yeyip içiyoruz oysa var olmaya devam etmemiz için hiçbir ama hiçbir neden yok."



Sartre'ın Bulantı adlı eserinin Can Yayınlarından çıkan basımını Ankara Kızılay'daki Adnan Ötüken Kütüphanesinden ödünç aldım.
İlk başta kapaktaki çizime bakınca bana sıkıcı ve bunaltıcı geleceğini hissettiğim bu kitabı okurken, derin bir felsefe içermesine rağmen hiç zorlanmadım, hatta fazlasıyla akıcı bulduğumu söyleyebilirim. 
Kitabı okumadan önce varoluşçuluğa dair bu kadar yoğun söylemler bulunduran bir eser okumamıştım ya da okuduğumu fark etmemiştim. Cümleler kayıp giderken ister istemez kendi varlığınızı, dünyanın gerçekliği ya da sizin gerçek bildiğiniz bilinci , varlığınızı yeniden yeniden yeniden oluşturduğunuz saliseleri,aldığınız kararları ve yaşamınızın yapaylığını ister istemez sorguluyorsunuz. Sartre betimlemelerle dünyanın yapaylığını size gösterip Antoine Roquentin'in empatlığını yaptırıyor. Söylemleriyle resimler çizerek midenizi bulandırıyor ,cümleler geçtikçe düşünceler içerisinde kayboluyor ve kusma isteğinize hakim olmaya çalışıyorsunuz. 
Eğer varoluşçuluğa ilgi duyuyorsanız ya da duymuyorsanız Sartre'ın Bulantı kitabı sizin için derin bir felsefi görüşe giriş kitabı niteliğinde olacaktır.